Başta Rusya Federasyonu (RF) ve onun takipçisi görünümündeki ABD olmak üzere, küresel güçlerin hukuka değil menfaatlerine ve güçlerine güvenerek milletlerarası barış ve güvenliği bozan eylemlere girişmekte olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Deniz taşımacılığı ve enerji güvenliği, tüm ülkelerin hassas olduğu iki önemli güvenlik sorunu.

Yürürlükteki milletlerarası kamu hukuku, insan hakları hukuku, silahlı çatışma hukuku, milletlerarası ceza hukuku, bir bütün olarak insanlığın asgari müştereğini temsil eden esas ve usul kurallarıdır.

Hiçbir hukuk kuralı, ihlal edilmeyeceğinin kesin güvencesini veremez. Bu nedenle, güncel milletlerarası durum ve uygulamalara bakıp, hukukun bir anlamı – işlevi kalmadığı sonucuna varmak yanıltıcıdır. Önemli olan sorun hukuk kurallarının ihlal edilmekte olmasından çok, bu ihlallerin gereğinin yapılıp yapılamamasıdır.

ABD küresel bir güç olabilir. ABD, askeri / ekonomik gücüne dayanarak önemli kazanımlar da elde edebilir. Benzer değerlendirmeler, İsrail için de yapılabilir. Ancak salt askeri zaferlere (?) dayalı kazanımlar aldatıcıdır. Sadece hukuka, adalete ve insanlığın gereklerine -gerçekten-uygun sonuçları sağlayabilen askeri bir zaferin yarattığı tablo, kalıcı – sürdürülebilir olabilir. Bu unsurlar söz konusu değilse, ayakta alkışlanan (?) askeri zaferle, aslında, bir sonraki savaşın gerekçesi yazılmış olur.

Silahlı güç kullanmak, bir uyuşmazlık çözüm yöntemi değildir. Çok çok istisnai durumlarda bizzat hak alma / bizzat hakkını koruma zorunluluğu (self-help) ortaya çıkabilir.

RF ve ABD örnekleri, denetimsiz tek adam rejimlerinin tehlikelerini açıkça göstermektedir. Kral Charles da, son ABD ziyaretinde, kibarca bunu ifade etmiştir.

Otokrasiler, siyasi güçlerini, cemaat-tarikat benzeri milliyetçi / dini ittifaklardan, onlarla işbirliğinden alıyorlar. Böyle yönetim düzenlerinde hukukun, sağduyunun, bilimin… yeri yok, ya da göstermelik oluyor.

Milletlerarası boğazların tanımı ve statüsü belli. Silahlı çatışma hukukunun da esas ve usulleri, savaş eylemlerinin, savaş araç ve yöntemlerinin sınırları da belli. Silahlı çatışma hukukunun uygulanmasında temel unsur, fiili durum; silahlı bir çatışma sürecinin varlığı. Taraflardan biri savaş halinin varlığını kabul etmese bile silahlı çatışma hukuku uygulanır. “Savaş ilanı”, sadece, silahlı çatışma hukukunun uygulanmasını başlatan nedenlerden bir tanesi.

Milletlerarası barış ve güvenliğin korunmasında, bozulmuş ise, tekrar kurulmasında, BM Şartı, BM Genel Kurulu’nun Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Milletlerarası Hukuk İlkeleri Bildirisi (2625/1970) ile Saldırının Tanımı Kararı (3314/1974), Hürmüz Boğazındaki sorunların çözümü için de gerekli ilkesel ve yöntemsel seçenekleri yansıtmaktadır.

Prof. Dr. Sadi Çaycı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir