Karadeniz’de Ticaret Gemilerine Yönelik İHA Tehdidi, Deniz Güvenliği ve Türkiye’nin İzlemesi Gereken Politika

Karadeniz’de Ticaret Gemilerine Yönelik İHA Tehdidi, Deniz Güvenliği ve Türkiye’nin İzlemesi Gereken Politika

Rusya-Ukrayna savaşının deniz alanına yayılması, Karadeniz’de sivil deniz taşımacılığını doğrudan etkileyen yeni bir güvenlik ortamı yaratmıştır. İnsansız Hava Aracı (İHA), Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA) ve İnsansız Deniz Aracı (İDA) kullanımının ticaret gemilerine yönelmesi, klasik deniz güvenliği tedbirlerini aşan bir tehdit ortaya çıkarmaktadır. Saldırılar ilk aşamada özellikle Rus petrol ihracatı ve savaş ekonomisiyle bağlantılı olduğu ileri sürülen “gölge filo (shadow fleet)” tankerlerine yönelmiştir. 28 Kasım 2025’te Gambiya bayraklı KAIROS ve VIRAT adlı tankerlerin deniz dronlarıyla vurulması bu eğilimin belirgin örneklerinden biridir.[1] Saldırıların Karadeniz’de Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) içinde gerçekleşmesi üzerine Dışişleri Bakanlığı, olayların seyir, can, mal ve çevre emniyeti bakımından ciddi risk oluşturduğunu açıklamıştır.[2] Bununla birlikte tehdit kısa sürede Rus gölge filosuyla sınırlı kalmamış; savaşın tarafı olmayan üçüncü devletlere ait veya bu devletlerin ekonomik menfaatleriyle bağlantılı ticaret gemileri de saldırıların mağduru olmaya başlamıştır. Türk sahipli gemiler bu örneklerin başında gelmektedir. 22 Haziran 2026’da Ukrayna’nın Chornomorsk Limanı açıklarında Türk sahipli, Panama bayraklı bir kuru yük gemisi İHA saldırısına uğramış ve iki...
Read More
Lozan Barış Antlaşması’nın 103. Yıl Dönümü

Lozan Barış Antlaşması’nın 103. Yıl Dönümü

I. Misak-ı Millî’den Lozan’a Giden Yol Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından 28 Ocak 1920 tarihinde kabul edilen ve 17 Şubat 1920’de kamuoyuna açıklanan Misak-ı Millî, Türk milletinin Millî Mücadele’de ulaşmak istediği siyasî ve hukukî hedefleri ortaya koyan altı maddelik millî programdır. Misak-ı Millî; Türk ve Müslüman çoğunluğun yaşadığı toprakların bütünlüğünün korunmasını, millî ve ekonomik gelişmeyi engelleyen sınırlamaların kabul edilmemesini, İstanbul ile Marmara Denizi’nin güvenliğinin sağlanmasını ve tam bağımsızlığın gerçekleştirilmesini temel almıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’nin askerî ve siyasî hareket alanı büyük ölçüde sınırlandırılmış; Anadolu ve Trakya’nın çeşitli bölgeleri işgal edilmiştir. 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması ise Türk milletini siyasî bağımsızlıktan ve ülkesel bütünlükten yoksun bırakmayı hedefleyen bir paylaşım düzeni kurmak istemiştir. Sevr’i reddeden Türk milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yürüttüğü Millî Mücadele ile bu düzeni savaş meydanında hükümsüz bırakmıştır. 11 Ekim 1922 tarihli Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın ardından askerî zaferin diplomasi masasında tescil edilmesi aşamasına geçilmiştir. Lozan Barış Konferansı 20 Kasım 1922’de başlamış;...
Read More
1936 MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİNİN İMZALANMASININ 90. YILI

1936 MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİNİN İMZALANMASININ 90. YILI

Türk Boğazları’nın Stratejik  Önemi İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’ndan oluşan Türk Boğazları, Karadeniz’i Akdeniz’e ve oradan dünya denizlerine bağlayan yegâne deniz yolu olması nedeniyle tarih boyunca askerî, siyasi ve ekonomik bakımdan büyük önem taşımıştır. Başta Karadeniz’e kıyıdaş devletler olmak üzere birçok ülkenin dış ticareti ve güvenliği açısından hayati bir ulaşım koridoru olan Türk Boğazları, aynı zamanda küresel deniz ticareti ve uluslararası seyrüsefer bakımından da dünyanın en önemli stratejik geçitlerinden biridir. 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ticaret gemileri bakımından geçiş ve seyrüsefer serbestisini güvence altına alırken, savaş gemilerinin geçişini Karadeniz’e kıyıdaş olan ve olmayan devletler arasında hassas bir denge kurarak düzenlemektedir. Türk Boğazlarının ve Montrö rejiminin önemi, 24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı ile bir kez daha açık biçimde ortaya çıkmıştır. Karadeniz’in bir savaş alanına dönüşmesi, yalnızca bölge devletlerinin güvenliğini değil, uluslararası ticareti ve özellikle tahıl, gübre, petrol ve diğer stratejik ürünlerin dünya pazarlarına ulaştırılmasını da doğrudan etkilemiştir. Türkiye, savaşın başlamasının ardından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesini uygulamış ve Türk Boğazlarını...
Read More
KIBRIS BARIŞ HAREKATININ YILDÖNÜMÜ: 52 YILDIR BARIŞ İÇİNDE YAŞAYAN KIBRIS

KIBRIS BARIŞ HAREKATININ YILDÖNÜMÜ: 52 YILDIR BARIŞ İÇİNDE YAŞAYAN KIBRIS

Giriş 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, yalnızca Kıbrıs Türk halkının varlığını, güvenliğini ve geleceğini teminat altına alan tarihî bir dönüm noktası değil; aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenliği, stratejik çıkarları ve deniz jeopolitiği bakımından da kalıcı sonuçlar doğuran bir gerçektir.  Çağ Üniversitesi Doğu Akdeniz Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi (DADHAM), kuruluş misyonu doğrultusunda Doğu Akdeniz’in hukuki, siyasi ve stratejik meselelerinin bilimsel bir bakış açısıyla ele alınmasına; Türkiye’nin ve bölgenin denizlerle bağlantılı hak ve menfaatlerine ilişkin farkındalığın geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümü vesilesiyle hazırlanan bu yazıda; Kıbrıs Adası’nın Türkiye ve Doğu Akdeniz açısından stratejik önemi, harekâtı zorunlu kılan gelişmeler ve harekâtın icrasında Mersin’in ve Türk deniz ve denizcilik gücünün rolü ile 1974 sonrasında federal çözüm arayışlarından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’nin kuruluşuna uzanan süreç ve KKTC’nin uluslararası alanda tanınması gereği değerlendirilmektedir. 1. Kıbrıs Adası’nın Stratejik Önemi ve Barış Harekâtı’nı Hazırlayan Sebepler Kıbrıs, coğrafi konumu itibarıyla Anadolu’nun güney sahillerinin hemen karşısında ve Doğu Akdeniz’in merkezinde yer alan...
Read More
Deniz Alanları Kanun Taslağı Hazır

Deniz Alanları Kanun Taslağı Hazır

Türkiye’nin denizlerdeki hak ve menfaatlerini, yani "Mavi Vatan"ı yasal bir güvence altına almayı hedefleyen kapsamlı "Deniz Alanları Kanun Taslağı" hazırlandı. Henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) sunulmayan bu taslak, Türkiye’nin "denizci devlet" vizyonunu iç hukukta kapsayıcı bir "çatı metin" ile tescil etmeyi amaçlıyor. Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi (DEHUKAM) yetkililerinin verdiği bilgilere göre, tasarının öne çıkan bazı önemli maddeleri ve hedefleri şunlar: Mavi Vatan'a Hukuki Zırh: DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yücel Acer, Türkiye'de 1982 tarihli Karasuları Kanunu dışında denizi kapsayan geniş çaplı bir yasal düzenleme bulunmadığına dikkat çekerek, bu yeni kanunun uluslararası hukukla tam uyumlu sağlam bir dayanak oluşturacağını belirtiyor. Stratejik Sularda Netlik: Yeni kanun ile İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi’nin "Türk iç suyu" statüsü yasal düzeyde kesin olarak teyit edilecek. Aynı zamanda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden doğan tüm haklar saklı tutulmaya devam edecek. Tam Yetki ve Kontrol: Türkiye'nin Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesi'nde (MEB) yapılacak hidrokarbon arama çalışmaları, balıkçılık faaliyetleri ile rüzgâr ve güneş enerjisi...
Read More
Çağ Üniversitesi Öğrencilerinden Mersin Deniz Ticaret Odası’na Ziyaret

Çağ Üniversitesi Öğrencilerinden Mersin Deniz Ticaret Odası’na Ziyaret

Çağ Üniversitesi ile Mersin Deniz Ticaret Odası işbirliği ile yürütülen “Mersin Deniz Ticaret Odası Deniz Ticareti Hukuku” markalı dersi çerçevesinde, 5 Mayıs tarihinde dördüncü sınıf öğrencilerinin katılımıyla Mersin Deniz Ticaret Odası (MDTO)’na bir ziyaret gerçekleştirilmiştir. Söz konusu ziyaret kapsamında öğrenciler, deniz ticareti sektörünün kurumsal yapısı ve uygulamaya ilişkin süreçler hakkında yerinde bilgi edinme fırsatı bulmuştur. Programın açılışında, MDTO Genel Sekreter Yardımcısı tarafından oda faaliyetlerine ilişkin genel bir bilgilendirme yapılmıştır. Ardından, MDTO avukatı Orhan Gürsoy tarafından öğrencilere yönelik olarak, deniz ticareti hukuku alanında özellikle uygulamaya dönük konuların ele alındığı bir ders gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği bu oturumda, teorik bilgilerin pratikteki yansımalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunulmuştur. Programın devamında, Gezairi Akademi Proje Yöneticisi Bora Güner tarafından lojistik sektörü perspektifinden bir sunum yapılmış; deniz taşımacılığı ile lojistik süreçler arasındaki ilişki öğrencilere aktarılmıştır. Gerçekleştirilen ziyaret, öğrencilerin mesleki gelişimlerine katkı sağlaması ve teorik bilgilerini uygulama ile pekiştirmeleri bakımından verimli geçmiştir....
Read More
Hürmüz Boğazı Krizi

Hürmüz Boğazı Krizi

Başta Rusya Federasyonu (RF) ve onun takipçisi görünümündeki ABD olmak üzere, küresel güçlerin hukuka değil menfaatlerine ve güçlerine güvenerek milletlerarası barış ve güvenliği bozan eylemlere girişmekte olduğu bir dönemden geçiyoruz. Deniz taşımacılığı ve enerji güvenliği, tüm ülkelerin hassas olduğu iki önemli güvenlik sorunu. Yürürlükteki milletlerarası kamu hukuku, insan hakları hukuku, silahlı çatışma hukuku, milletlerarası ceza hukuku, bir bütün olarak insanlığın asgari müştereğini temsil eden esas ve usul kurallarıdır. Hiçbir hukuk kuralı, ihlal edilmeyeceğinin kesin güvencesini veremez. Bu nedenle, güncel milletlerarası durum ve uygulamalara bakıp, hukukun bir anlamı – işlevi kalmadığı sonucuna varmak yanıltıcıdır. Önemli olan sorun hukuk kurallarının ihlal edilmekte olmasından çok, bu ihlallerin gereğinin yapılıp yapılamamasıdır. ABD küresel bir güç olabilir. ABD, askeri / ekonomik gücüne dayanarak önemli kazanımlar da elde edebilir. Benzer değerlendirmeler, İsrail için de yapılabilir. Ancak salt askeri zaferlere (?) dayalı kazanımlar aldatıcıdır. Sadece hukuka, adalete ve insanlığın gereklerine -gerçekten-uygun sonuçları sağlayabilen askeri bir zaferin yarattığı tablo, kalıcı – sürdürülebilir olabilir. Bu unsurlar söz konusu değilse, ayakta alkışlanan (?) askeri...
Read More
Transit Geçiş

Transit Geçiş

Uluslararası Boğazlardan Transit Geçiş Deniz Hukukunda yeni ortaya çıkmış bir kavramdır. Bu yenilik III. Deniz Hukuku Konferansı dönemine rastlamakla beraber daha önce de ele alınıp düzenlenmeye çalışıldığı bilinmektedir. The Institut de Droit International 1894-1912 dönemi çalışmalarında konuyu, Uluslararası Boğazların tanımı, zararsız geçiş, tarafsızlık hakları yönüyle ele alınmıştır(1). The International Law Association 1895-1910 dönemi çalışmalarında konuyu ele almış ve 1906’da muhariplerin boğazları abluka etmemesi kararını almış, daha sonra 1910 yılında boğazlardan serbest geçişin barışta ve savaşta eşit olarak uygulanmasını kabul etmiştir (2). Hague Barış Konferansı 1907 de konuyla ilgilenmiş ve boğazlar sorunu burada mayınların döşenmesi ve tarafsızların hak ve mecburiyetler sorunu ile birlikte ele alınmıştır. Burada bir ölçüde tanımlanabilen husus suyolları olmuştur. “Açık denizin iki kesimini birleştiren bir suyolu esasen zorunlu olarak kullanılan, yaygın olarak kullanılan veya uluslar arası ulaşım için vazgeçilmez olarak kullanılan bir suyolu olmak mecburiyetinde değildir.”(3) Sorun ayrıca Konferans raportörünün raporunda da yer almış ve “bir tarafsızın tarafsızlığını koruyabilmek için zararsız geçişi kendi karasularında yasaklayabileceğini ancak bu yasaklamanın...
Read More
Deniz Sohbetleri/Maritime Talks-I

Deniz Sohbetleri/Maritime Talks-I

Doğu Akdeniz Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi (DADHAM)’nin aylık olarak düzenlemeyi planladığı “Deniz Sohbetleri/Maritime Talks - 1”in ilki  03 Mayıs 2026 tarihinde saat 20.00’de çevrimiçi olarak yapılmıştır.Tümamiral (E) Dr. Deniz Kutluk’un “Deniz Hukukunun Yükselen Önemi ve Hürmüz Boğaz Krizi” başlıklı konferansına 200 civarında izleyici (akademisyen, avukat ve öğrenci) takip etti.Yaklaşık 2 saat süren etkinlik sonunda katılımcıların sorularını da cevaplayan Dr. Kutluk, Hürmüz Boğazı krizinin, deniz hukukunun hem kamu hem de ticaret boyutunun ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkardığını, bu kapsamda, dünya ticaretine konu olan malların % 90’nın taşındığı deniz ulaştırmasında meydana gelen gecikmenin ve güvenlik tehditlerinin maliyeti (navlun, sigorta ve işletme) çok artırdığını, bunun da ürünlerin fiyatlarına yansıdığını belirtmiştir.Dr. Kutluk ayrıca, uluslararası deniz hukukunda yer alan boğaz geçişlerinin statüsü ve bu bağlamda “zararsız geçiş” ve” “transit geçiş” hakkında bilgi vererek, bunun Hürmüz Boğazına yansımalarını değerlendirmiştir. Konuşmasında, bölgedeki gerilimlerin küresel etkiler doğurduğunu ifade eden Dr. Kutluk, özellikle İran ile ABD arasındaki tansiyonun “seyrüsefer serbestisi” ve “deniz güvenliği” bağlamında önemli hukuki...
Read More