israil-sumud-cover

İsrail’in Küresel Sumud Filosuna Müdahalesi: Korsanlık

Giriş

29–30 Nisan 2026 tarihinde uluslararası sivil toplum aktörleri tarafından organize edilen Global Sumud Filosu, Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla Akdeniz’e açılmıştır. Filo, farklı limanlardan hareket eden yaklaşık 50–70 gemi ve 1000’e yakın aktivistin katılımıyla planlanmış geniş çaplı bir insani girişimdir. Ancak, Doğu Akdeniz’de seyrine devam eden filonun bir kısmı, Girit açıklarında İsrail deniz kuvvetlerinin müdahalesiyle karşılaşmış, yaklaşık 20–22 gemi durdurulmuş ve 175 civarında aktivist gözaltına alınmıştır.

Başta Türkiye olmak üzere çeşitli devletler ve uluslararası örgütlerin kınadığı müdahalenin Gazze’ye yüzlerce mil uzaklıkta gerçekleşmiş olması, uluslararası hukuk bakımından tartışmaları daha da yoğunlaştırmıştır.

Bu çalışmada, İsrail’in Gazze’de 3 yıla yakın süredür uyguladığı soykırımın[1] durdurulması amacıyla ilan edilen ateşkes sonrasında başlatılan ama İsrail tarafından engellenen insani yardımın Sumud Filosu inisiyatifince bölgeye ulaştırılmasına İsrail’in müdahalesi değerlendirilecektir.

Gazze’nin Ateşkes Sonrası Durumu

Gazze’de uzun süredir devam eden yoğun askeri operasyonların ardından ilan edilen ateşkes, uluslararası kamuoyunda özellikle sivillerin korunması ve insani yardımın ulaştırılması bakımından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, ateşkesin ilan edilmiş olmasına rağmen, Gazze’ye yönelik deniz, hava ve kara ablukasının fiilen devam ettiği görülmektedir.

Bu durum, bölgede gıda, tıbbi malzeme ve temel yaşam ihtiyaçlarına erişimin ciddi biçimde kısıtlı kalmasına yol açmış; uluslararası insancıl hukukun sivillerin korunması ve aç bırakılmasının yasaklanması ilkeleri bakımından ciddi hukuki tartışmalar doğurmuştur.

Filonun Amacı ve Hukuki Dayanakları

Uluslararası toplumun Gazze’deki mevcut trajediye tepkisiz kalması karşısında Global Sumud Filosunun girişimi sivil toplum aktörlerinin devreye girdiği bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Filonun amacı, Gazze’deki sivil nüfusa doğrudan gıda, ilaç ve temel ihtiyaç maddeleri ulaştırmaktır. Bu faaliyet, uluslararası hukukta tanınan insani yardım erişimi, seyrüsefer serbestisi ve belirli koşullarda insani geçiş ilkelerine dayandırılmaktadır.

 Bu ilkeler başta 1949 Cenevre Sözleşmeleri (özellikle IV. Sözleşme m. 23 ve m. 55), 1977 Ek Protokol I (m. 70), San Remo Manual (1994) ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (1982 BMDHS) çerçevesinde değerlendirilmektedir. Ayrıca bu tür girişimlerin, devletlerin yerine getirmediği insani yükümlülüklerin fiilen yerine getirilmesine katkı sağladığı ve bu yönüyle uluslararası hukukun temel normlarıyla uyumlu olduğu ifade edilmektedir. Bunun yanında, bazı yaklaşımlar bu girişimi, uluslararası toplumun ağır uluslararası suçları önleme yükümlülüğünü ifade eden Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect -R2P)[2] ilkesinin sivil düzeydeki bir tezahürü olarak değerlendirmektedir.

İsrail ise söz konusu müdahaleyi, Gazze’ye uyguladığı deniz ablukasının icrası olarak meşrulaştırmaktadır. İsrail’in hukuki argümanına göre, Gazze ile arasındaki durum bir silahlı çatışma teşkil etmekte ve bu bağlamda deniz ablukası uluslararası insancıl hukuk kapsamında meşru bir askeri araçtır. Bu çerçevede, özellikle San Remo Manual[3] hükümlerine dayanılarak, ablukayı ihlal etmeye teşebbüs eden gemilere açık denizde dahi müdahale edilebileceği ileri sürülmektedir. Ayrıca İsrail, bu tür girişimlerin güvenlik riski taşıyabileceğini ve yardım kisvesi altında silah veya askeri malzeme taşınabileceğini savunmaktadır.

Bununla birlikte, bu meşrulaştırma ciddi hukuki tartışmalara açıktır. Öncelikle, müdahalenin açık denizde gerçekleştirilmesi, 1982 BMDHS m. 87’de düzenlenen seyrüsefer serbestliği ve m. 92’de öngörülen bayrak devleti münhasır yetkisi ilkeleriyle çelişmektedir. Açık denizlerde gemiler kural olarak yalnızca bayrak devletinin yetkisine tabidir ve üçüncü devletlerin müdahalesi ancak sınırlı istisnalar çerçevesinde mümkündür. Abluka hukuku bu ilkeye belirli ölçüde istisna getirse de müdahalenin Gazze’ye coğrafi olarak uzak bir noktada gerçekleştirilmiş olması, bu istisnanın sınırlarının aşıldığı yönündeki eleştirileri güçlendirmektedir.

Öte yandan, uluslararası insancıl hukuk ablukayı mutlak bir yetki olarak tanımamakta ve önemli sınırlamalara tabi kılmaktadır. San Remo Manual m. 102–103, ablukanın sivilleri aç bırakma amacı taşıyamayacağını ve sivil nüfusun yeterince beslenemediği durumlarda insani yardımın serbest geçişine izin verilmesi gerektiğini açıkça düzenlemektedir. Benzer şekilde, IV. Cenevre Sözleşmesi m. 23 ve m. 55 ile Ek Protokol I m. 70, çatışan tarafların insani yardımın ulaştırılmasına izin verme yükümlülüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ablukanın hukuka uygunluğu kabul edilse dahi, insani yardımın tamamen engellenmesi hukuken meşru kabul edilemez.

Sonuç

Sonuç olarak, İsrail’in Gazze’de uyguladığı abluka, buna dayanarak Global Sumud Filosu’na yönelik müdahalesi, uluslararası insancıl hukuk, uluslararası deniz hukuku, insan hakları hukukuna aykırı olup, bu yapılan esasen 1856 yılında yasaklanan bir çeşit “korsanlık”tır. Uluslararası toplumun buna kayıtsız kalması kabul edilemez.

[1] İsrail’in Gazze’ye yönelik geniş çaplı askeri operasyonu 7 Ekim 2023 tarihinde başlamış, 24 Kasım–1 Aralık 2023 tarihleri arasında kısa süreli bir insani ateşkes uygulanmış, nihayetinde 2026 yılı başlarında uluslararası baskılar sonucunda daha kapsamlı bir ateşkes ilan edilmiştir. Bununla birlikte, söz konusu ateşkes, Gazze’ye yönelik abluka rejimini ortadan kaldırmamış ve bölgedeki insani kriz devam etmiştir.

[2] Henüz uluslararası hukukun bir kuralı haline gelmese de Responsibility to Protect (R2P), uluslararası hukukun egemenlik ve insan hakları kesişiminde yer alan bir normatif ilkedir. 2005 yılında BM tarafından kabul edilmiştir ve devletlerin kendi halklarını soykırım, savaş suçları, etnik temizlik ve insanlığa karşı suçlardan koruma sorumluluğunu vurgular. R2P, bu suçları önlemede uluslararası toplumun ortak yükümlülüğünü tanımlar.

[3] San Remo Manual (1994),denizde silahlı çatışmalara uygulanacak uluslararası hukuk kurallarını sistematik şekilde ortaya koyan bir uzmanlar metnidir.1994’te İtalya’nın San Remo kentinde hazırlanmıştır . Bağlayıcı bir antlaşma değildir. Ama teamül hukukunu yansıtan en önemli referans metinlerden biridir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir